Murat's profileMurat DemirciPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    August 13

    Sana dair 10

    100_2205
     

                -İçimdeki öteki ben kapa çenemi…

     

                “Hasreti şanına yaraşır yaşamak” diye bir deyim uydurmalıyım ve arkasında durmalıyım sana olan çaresizliğimin. İçimdeki sansüre bir dur demeliyim “bırak beni ne olursun hiç olmasa konuşayım” Ben seninle konuşurken herkesten ve her şeyden saklanan bir kaçağım, kendi içimde sürekli adres değiştirerek senden kaçıyorum, sürekli kıskıvrak yakalanmak utandırmıyor beni. Senin yanında benim en güzel yanım sana olan zayıflığımdır. Yorgunluğuma sarılıp deliksiz uykulara dalmayı seviyorum. Bir gün yüz yaşında olursam eğer, yüz yıl boyunca onca şey söylemiş olmama rağmen, sana seslenmek istediğim bir çok şeyi kendimle götürecek olmak canımı sıkıyor. Bu kadar dik durmak, bu kadar güçlü görünmek ve her şeye karşı inadına herkese kızgın yaşamak ne kadar doruydu ki. Bir gün yorgun bitkin üzgün bir çocuk gibi boynuma sarılsaydın, hatta ağlasan birazcıkta ve belli belirsiz dudaklarından dökülse “sen olmasan ben ne yaparım” kelimeleri. Hayır senin bana mecbur olmanı istemiyorum aslında, fakat hayatının bir yerinde bütün ötekilerden daha iyi bir yerde olmayı özlemek bencillik sayılmaz belki.

                Bütün bir hayatı muhtemel yaşanılacak güzel şeylerin hazırlıklarını yapar gibi yaşamaktan yoruldum ben. Bu sahne hiçbir zaman tam anlamıyla hazır olmayacak, dekoru tamamlamaya çalıştıkça eksilecek bir şeyler ve Allah’ın cezası perde hiç açılmayacak. Ne olurdu sanki bir kenarda eğreti bir taburemiz olsaydı, mesela bir kez olsun Cahit Berkay bir kıyak yapsaydı alsaydı eline gitarını ve film müzikleri çalsaydı bizim için ama bizi hiç rahatsız etmese. Ne olurdu sanki bir gün bir film sahnesi gibi yaşaydık hayatı ve o sahnede hiç cinayet olmasaydı, polisten kaçmasaydık, yağmur yağsaydı dışarıda, çok fena gök gürültüleri ve korktukça daha çok sokulsaydın bana. Bağlamasaydın elimi kolumu, avuçlarımın terlemesi ayıp sayılmasaydı. Borçlarımız olmasaydı mesela, yada daha çok para kazanmamız lazım diye bir şeyden söz etmeseydik. Müdürsüz olsaydık mesela ve hiçbir yere yetişmemiz gerekmeseydi, koşmak zorunda kalmasaydık, acıkmasaydık mesela “beni seviyormusun” deseydin, oysa erkeler sevmez bu soruyu ama senin dudaklarından dökülünce ben severdim. “evet” dediğimde şımarsaydın birazcık “ne kadar çok seviyorsun” deseydin ve sevgiyi ölçen hiçbir şeyin olmayışından ilk defa huzursuzluk duysaydım.

                Bazı anlar kendi içimde sokağa çıkma yasağı ilan ediyorum, bir tek ikimiz varız dışarıda ve ne tank sesleri nede inzibat. Seninle yürüyorum hiç bilmediğim bir sahilde ve sana dokunmam seni bile rahatsız etmiyor, oysa biliyorsun seninle yürümek canımı sıkıyor aslında, sırf bunun için topuklu ayakkabılardan özenle kaçınıyor olmana rağmen benden uzunsun. Geri zekalı bir erkeklik kompleksi başımı ağrıtıyor, müthiş bir şekilde bir an önce bir yere oturma isteği…

                -Bir şeyle içelim mi…

                Birden bire bana dönüp bakıyorsun, gözlerinin içindeki pırıltı ve bana duyduğun inancın yüzündeki yansıması, kendime olan güvenimi her an daha da çoğaltıyor. Senin yüzünde görmek bir anlamımın olduğunu ve durup dururken öpmeni özlüyorum, hayır şehvetli filan değil, babanı öper gibi öpmeni özlüyorum, hayatında inandığın ve hayran olduğun o ilk adamı mı kıskanıyorumdur acaba? Yoksa hayatında gereksinim duyduğun bütün adamlara dönüşme arzusu mu?

                Ben bütün hayatım boyunca en çok çalıştığım derslerden sınıfta kaldım, en çok çalıştığım sendin ve sana sarılıp sıcaklığını kokunu duyacak kadar iyi değildi notlarım. Artık okuldan atılma korkuları olmayan isyankarın biriyim. Eğer “git artık” demen gerekirse bir gün, ne olur demeden önce benim için bir şeyler çal ki ne zaman gitarına sarılsan, kovulacağım sanayım….

     

                                                                                 13.08.2008 saat 16.53

                                                                                      Murat Demirci

    August 07

    Sana dair 9

    rESİM (8)
     
     

     

                Lütfen sıkma burnumu ya zaten canım çıkıyor, acıyorum sızılarım her geçen an daha derinlerden geliyor. Yahu bırak Allah’ını seversen “erkek adam ağlar mıy”mış, insansan ağlarsın arkadaş, ancak öküzler ağlayamaz, hatta onlar bile ağlıyordur belki de, sırf öküzlüklerinden saklıyordurlar gözyaşlarını. Çocukluğunun en güzel yerinde sınıfta öğrenmeni tarafından azarlanmış yanlarım var benim. Azarlanmış, kınamış, incinmişim. Ne okula karşı bir sevgim kalmış, nede derslere dönüp bakasım. Çocuğum işte bu akşam, başımı dizlerine bırakıp, için için ağlamak istiyorum. “tamam geçecek abartma sende” demelisin ve söylediğin hiçbir şey teselli etmemeli.

                Bir şeyler hep eksikti benim hayatımda, sen başından beri hiç olmayan o dayanılmaz yokluk, açlık gibi susuzluk gibi, hasretin heykeliydin bütün meydanlardaydı 4 metrelik kaidelerin üstünde yaz demeden kış demenden güvercinleri tepende saklıyordun. Sen yoktun benim sana sımsıkı sarılmak isteğim hiçbir yerde yanımda değildin.

                İçimdeki sevecen, iyi niyetli, herkesi mutlu etmeye çalışan ve karşısındaki insanın tebessümüyle beslenen yanlarımı bırakıp gidiyorum. Yanıma hiç kimseyi almıycam, geriye dönüp bakmıycam. Özlemiycem hiç kimseyi, hatta seni bile “DİYEBİLMEYİ” ne çok isterdim.

                Ben senin göz bebeklerinde bana duyduğun güveni özlüyorum, bana olan inancına duyduğum hasret gebertiyor beni. Senin bana olan inancını gönderebilirmisin bana? Güzelik miş çirkinlikmiş, paraymış pulmuş yada hisse senedi, bütün bunların hiçbir önemi yok, insanı insan yapan en temel değer, etrafında sana bakan gözlerin içinde nasıl görüldüğündür. Kırk yıl boyunca söylediği her sözün “bıdı bıdı” olarak algılanmasına rağmen, yinede birbirine katlanan kadınlar ve erkekler, gerçekte hala onları bir arada tutan şey, gidilebilecek başka hiçbir yerleri olmadığı değil. Gerçek sebep birbirlerine duydukları güvendir alsında.

                Malumun kadının güzellik namına hiç bir şeyi kalmamıştır ortada, hatta daha ölmeden başlamıştır bedeni çürümeye. Adam dersen zaten grizu faciası. Her şeye rağmen kahveye giderken arkasına dönüpte “hanım gelirken alayım bir ihtiyacın varmı” dertirten şey, bütün olumsuzluklara rağmen, bütün imkansızlıklara rağmen, hiçbir zaman birbirlerine olan güvenlerini yitirmemiş olmalarıdır. Başı ağrıdığında alnına konulan elin merhameti sevgisi “ölürsen ben ne yaparım sensiz” diye sızlanan bakışlarıdır adamın. Gülmeyi düşüyorum, hayır gülümsemeyi, binlerce tebessüm gördüm bu güne kadar, hatta bazıları tırnak izi gibi kaldı şuramda (şuramda derken sol göğsünü gösteren ben) Fakat senin yüzünde tebessüm bir başka duruyordu be. Parmak uçlarımla dokunmak istediğim en saf en güzel en çocuksu hasret. Hiçbir zaman elimi uzattığımda dokuna bileceğim kadar yanımda değildin. Belki benim ellerim yoktu da bana varmış gibi geliyordu, yada bütün bu cümleleri kurup, tuşları şakır şukur dans ettiren ben değilim. Belki Alaatin’in lambasıydı başıma bu işi açan.

                Çok yoruldum ben, artık kendi kabuğuna sığmayan bir kaplumbağa gibi kıvranmaktan bıktım. Sabah karşı dörtte filan uykuya dalmayı özlüyorum, bütün gece seninle beni konuşsak. Sonsuz bir özgürlüğüm olsa ve sana söyleyebileceğim her şeyi söylesem. Aleyhimde delil olmasa söylediğim hiç bir şey, ertesi gün yargılanmasam. Burnumda fitl fitl getirmesen kafamın içindeki seni deliler gibi sevdiğimi. Hiç kimseye benzemeyişinden nefret ettiğimi söyleyebilsem. Sen sandığım herkesin aslında koskoca bir fiyasko olduğunu haykırsam yüzüne. “tamam” desen, “sakin ol lütfen bak geçti tamam sesiz sakin ol” sarılsan, göğsümün ortasında devasa bir mangal gibi hümkürüp duran alevlerim yakmasa seni, hatta hiç kimsem olmasa senden başka, çocuklar hep çocuk kalsalar, büyüyüp dert açmasalar başımıza. Uçurtma uçurmak yetse mutlu olmaları için. Yada her şekerleme yeni bir dünya sansalar. Her oyuncak bir servet kalsa onlar için. Fidan yetiştirsem, her gün dibine geldiğimde yeni bir filizle karşılaşsam, tazecik ince yaprakların gencecik yeşilliği. Yağmur yağsa bazen, pencerenin pervazına sarılıp suları dinlesem “gel artık hasta olacaksın” desen …

                                                                                                       08.08.2008 Saat 00.32

     
    August 01

    Sana dair 8

    IMGA0325reds (32)
     

             Ne zaman seni düşünsem göz bebeklerime çiğ düşüyor durup dururken soğuk bir ter, ansızın halsizlik, oturup bir duvarın dibinde kendi kendime “Allah rızası” için diyorum, bilen biliyor ya yinede bir kez daha söyleyim, çok az sevap işledim, içim dışım günah dolu ve bir kerecik bile pişman olmadım, tövbe ederken görülmüşlüğüm yoktur. Bütün hayatım sana bir şeyler yazmakla geçti, hatta seni hiç tanımıyorken bile kendime seni anlatım, onun içindir ne zaman yanıbaşımda dursan, teninden tanıdık bir sevgili buharlaşıyor, bağımlısı olduğum o kadınsı gücüne teslim oluşum, bir nevi yeni bir zafere dönüşüyor. Seni düşünmek en boktan şarkıların bile bir yerinde bir hüznün olmasına sebep oluyor ve kurtarıyor bütün söz yazarlarının namusunu iki paralık olmaktan ve hiç bir zaman kurumuyor saçların, ne zaman başımı çevirsem ıslak, sırtında “çek al beni kurtar” diye çığlık çığlığa bağıran, en ufak bir esintide kendini savuran görüp görebileceğim en şımarık en şirret eteklerin. Ben senin yanında her saniye biraz daha güçsüzleşmekten korkmuyorum, ben senin yanında her türlü saçmalamayı büyük bir ustalıkla kıvırmayı seviyorum. Sonra her defasında nedense sızıp kalan benim ve her defasında üstüme üzenle örttüğün battaniyenin altında kan ter içinde kurumuş dudaklarımla uyanıyorum. Peki neden sen hiç uyumuyorsun?

             “Bana aşıkmısın” dediğinde bir anda kendimi balkon demirlerinden  boşluğa bırakmış bir kedi gibi kaçtığımı biliyorsun. Sana “aşığım” deyip başımı derde sokmak istememiştim. Hem belki bunu kendine maaletmende bana bir haksızlıktı, sen benim sevdiğim kadına çok benziyorsan bu sana aşık olduğum anlamına mı gelir. O kadın yani hiçbir yerde görmediğim, zaman zaman bir takım yanılgılarla iz sürdüğüm kimi evhamlıları saymazsak. Ben aşkı hiçbir yerde görmedim. Hayır bu doğru değil, sen aslında yoksun. Seni ben uydurdum ve şimdi bu uyduruk masal ikimize de yetiyor diyecek kadar budala olmanın zamanı değil. Fakat nasıl kızıp öfkelendiğimi bilemezsin. Tüm yaşamımızı Allah’ın cezası bir poker masasında sürdürmekten bıkıp usandım. Elimdeki kartları mimiklerimde seyretmen beni delirtiyor. Ne olur bir kez olsun sende yanıl ve görme ve ne olur bir kez de ben kazanıyım. Saçlarını yıkarken yanında olmayı çok istediğim halde bunu sana bir kez bile söyleyememiş olmak benim suçum değil, yanağına dokunmak için bu kadar bürokrasiye  ne lüzumu var dokunmak istiyorum işte ve sicilim hiçte temizi değil. Öfkeme ekmek doğrayıp bütün öğle sıcaklarında kanımı donduran tepeden tırnağa insafsızı bir geleneğin içinde iltica etmek istiyorum dedikçe kapılarını kilitliyorsun. İki cümle arasına bile sıkıştırdığın örtünmelerinden bıkıp usandığımı biliyorsun artık. Kıpırda ne olur kal öyle desem, müebbet mahkumiyetim cebinde duruyor ve her daim kırmak için sabırsızlandığın tükenmez kalemlerin. Her defasında durup dinlenmeden anlattığım “dünyanın ömrü senin ömrün kadardır” dediğimde bir anlam veremiyorsun. Arta kalanların “nur içinde yatsın çok iyi bir kadındı” deleri emin ol fasa fiso, sen bana ne kadar çok yazı yazdırsan yada ben sana ne olur birazcık daha cüretkar ol diyebiliyorsam, o kadarızdır işte.

             Bir yanımla ağar işçisiyim bu hayatın ve akşama kadar dört mevsim kum taşıyorum sırtımda en üst katlara, bütün akşamların yorgun bitkin, daha bir bardak çay bile yudumlamadan geçip gittiğim günlerim, bir yanımla eş dost görsünler den başka bir şey olmayan fuarlarda kitaplarımı imzalıyorum büyük bir hayranlıkla sokulup elindeki kitabı bana uzatan genç kızların elerine bakan namussuz bir bunağım ben. Çok bilmiş görmüş geçirmiş ve her türlü halttan anladığını sanan Allah’ın cezası bir militan. Bir kez olsun elimden tutup bir kenara oturtsan “tamam sakin ol geçti bak” desen, belki gerçekten geçecek, fakat hiçbir şey söylemiyorsun, ne zaman geleceğini bile bilmediğim halde sürekli seni bekleme alışkanlığım her gecen gün artıyor. Hiç olmazsa ne zaman geleceğini söylesen? Adımını attığında bir kez olsun telaşlanmadan sakin ve soğuk kanlı bir şekilde kucaklayıp sarılsam bir otogarda “hoş geldin” desem, “saçların çok güzle olmuş” derken bile aslında dudaklarına baktığımı görmesen, vurmasan bunu yüzüme, suçüstü olmasa sana olan zââfım. Galiba “bir delinin hatıra defteri”ne dönüşüyor seninle ilgili yazılarım, sonunda başka bir deli tarafından topluca yakılmasından korkuyorum, sana olan tutkularımın. Bunu ikimizde biliyoruz, kalsan gitmesen hayatımdan, elimi uzattığımda her daim parmaklarımın ucunda bulsam, 20 sene fazla yaşarım ve 20 sene daha çok yazardım biliyorsun. Ben sana tepeden tırnağa aşığım beynimde bir tümür gibi büyüdükçe büyüyorsun, hiçbir tedaviyi kabul etmeyeceğim den o kadar eminsin ki, bunu bende biliyorum, hiçbir güç seni kafamın içinden silip atmaya yetmez hatta sen bile yapamazsın bunu.

     

                                                                                                                           01.08.2008 Saat 01.44

                                                                                                                                                               Murat Demirci