Murat's profileMurat DemirciPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
November 22 Türker İnanoğlu’nun yatacak yeri yok…22.11.2007 Perşembe Saat 22.30
Bunu ilk kez ben söylüyorum başka yerde duymamışsınızdır. Diyeceksiniz ki “nerden biliyorsun” Bir sektör düşün ki 30 yıl boyunca tam onun hakimiyetinde ve o sektörde çalışanlar toplumun en çok bilinen tanınan ve sonları en vahim olan insanları. Hangimizin film arşivinde erler film şirketinin yapımı var? Bir bakın açın deşin ve inceleyin. Yoktur çünkü bu şirket asla kalıcı şeyler yapmadı. Yıllarca Küçük Emrah’ı, Cüneyt Arkın’ı , Orhan Gencebay’ı, Murat Soydan’ı Aktör sandık, oysa bize izletilenler boktan bir şarkının uzun metraj klipleriymiş. Bütün hayatı boyunca 500 yakın filmde başrol oynayıp oyunculuğu öğrenemeyen Fahrettin Cüretlibatur ağabeyimiz, okuduğu senaryolardan bile kafasına bir şey dank etmemiştir. O filmlerde mert helal süt emmiş yiğit Rıza ağabeyimiz zenginden alır, gecekondu mahallelerindeki ilkokullara yardım ederdi. Bu zatı muhterem yıl bilmem kaçta Anavatan Partisinden Eskişehir Milletvekili adayı oldu. buradan Eskişehir halkına teşekkür ediyorum, onu seçmediler. Filmlerde yaptığın şeyin tam tersi oluyordu ANAP’da senin orda ne işin var kardeşim. Şimdi hafızanızı şöyle bir yoklayın, bana inanılmaz bir oyunculuk sergiledi diye bileceğiniz bir film söyleyin, Hülya Koçyiğit’in var mı? Fatma Girik son anda Yılanların öcü filmiyle ölümsüzleşti. Hülya Avşar’ın müthiş bir oyunculuk sergilediği bir film anımsıyormusnuz? Aydemir Akbaş’ın filmlerini aka arakaya yapıştırın, diğerinden hiçbir fark göremezsiniz, hep aynı mimikler, hep aynı figürler. Yeşilçam Kadınlarının ellerinde tek bir şey vardı, güzellikleri, yada güzel olduklarını sandıkları şeyler. Bu o kadar tek kalemlik bir meziyetti ki, bu gün ellisine merdiven dayamış ve çorbacıda karşılaşsanız kusarsınız, bu kadınlar hala TV ekranlarına çıkıp “ben dünyanın en güzle kadınıyım” diye böğürüyorlar. Yahu senin artık güzel olman zaten gerekemiyor ki. Sen bu yaşa kadar çok farklı değer yargılarlıyla donatılmış, çok daha güçlü karakterlere bürünmüş, herkesin saygı gösterdiği teyzeler olarak yaşamınıza devam etmeniz gerekiyordu. O sözünü ettiğiniz şey bir kadında 15 yıl içerisinde tükenip yok olan bir şeydir. Yerine yeni güzel kadınlar gelir o boşluk dolar, niçin kaygılanıyorsunuz. Hiç kimse çıkıp Cüneyt Arkın’a “ya abi Allah kusura kalmasın ama 500 film çevirdin içlerinde bir boka yarayan tek kare yok” deme cüretini gösteremedi. Ferdi Tayfur’u aktör sandık yıllarca. Kadir İnanır’ı aydın diye yutturacaklardı az kalsın. Adam filmlerinde konu edilen adamlarla dost olmaya merak saldı. Kimi gazete resimlerinde çek senetçilerle lüks restoranlarda yemek yerken görülüyor. Tarık Akan Yılmaz Güney’in ikliminde solumanın yararlarını gördü. Türkan Şoray hanımefendiliğinin getirdiği saygınlığı hala koruyor. Yeşil çam öyle tuhaf bir ormandı ki “senaryo gereği öpüşmem” diyorlardı ama motor stop deyince ya yapımcının yada yönetmenin yatak odasına koşuyorlardı kostümlerini değiştirmek için. Hiç kimse Türker beye “bu sektörün günahı senin boynunadır demeye cesaret edemiyor. Girdiği her toplumda saygı görüyor adam, oysa birileri kalkıp “Türk er’ciğim sen boktan işler yaptın” dese, adam belki ömrünün son dönemecinde birkaç güzel işe imza atacak. Adama öyle saygı gösteriyorlar ki, garibim yaptığı işlerin iyi olduğunu sanıyor. İyi olmadığı kendi özel çalışmalarından bile anlaşıla bilir, son olarak ne yapmış Türker bey, bu güne kadar çektiği bütün filmlerin afişlerini bir katologta toplamış, adam ne yapsın arşive konulup zaman zaman izlenecek bir filmi yok ki. Sinemayı hep sevdim ben, bu gün çok boktan olarak nitelendirdiğim bir çok filmi sinemaya gidip izledim. Bu gün aklıma geldikçe utancımdan yerin dibine giriyorum, Boynu bükükleri izledim İstanbul Beyoğlu lale sinemasında. Ulan bide ağladım, aklıma geldikçe gülmem tutuyor. Yeğenlerime anlatıyorum böyle böyle oldu diye, onlar daha beter gülüyor, aslında benim kendi kendime gülmemde sorun yokta, onarlın gülmesi çok gücüme gidiyor. Sinemadan çıktık İstiklal Caddesinden taksime doğru gidiyorum iki gözüm iki çeşme (duygusal çocuğum tanıyanlarım bilir) yolda gül yüzlü nineler, babacan amcalar kolumdan tutup soruyor “yavrum ne oldu neyin var” O zamanlar insanlar çevresiyle daha ilgiliydi, şimdi ağ caminin önünde aç susuz 3 gün 3 gece yat birisi demez ha şu garibe bi tas çorba yedireyim” diye. Bir hikayede hiç mi güzel bir şey olmaz yahu, filmin başından sonuna Emrah’ın başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi. Gerçek sinemanın ne olduğunu “Son İmparator” filmini izleyince anladım, o ne muhteşem bir şeydi ya rabbim, baştan sona, müziğiyle kostümleriyle, sahneleriyle büyüleyici bir şey. Filme (rahmetli) cıbır diye bir arkadaşla gittik, nur içinde yatsın, o uyudu altyazılıymış yazıları takip edemiyorum diye. Ben yine yıllarca sinemalara gitmeye devam ettim, bizim yeşilçam iyi bir şey yapar bu kadar kör olamaz diye. Günlerden bir gün “Anayurt oteli” vizyona girdi, işte bütün mesele buydu yahu. Gelmiş geçmiş bütün yeşilçam aktörlerini kesip, Macit Koper’e yedirmek lazım. Daha sonra Müjde ablamın filmleri başladı “adı vasfiye” (aahhh vasifiye aahhh…) “hayallerim aşkım ve sen” Türkan Şoray, “Mine” “Uçurtmayı Vurmasınlar” iyi filmlerde var tabi yok değil fakat bu filmleri yeşilçamın mafya babası kılıklı yapımcılarından çıkmadı. Onlar daha idealist daha isyankar sinemacılarının eserleridir. Ümit Besen’e film çevirtenlerin iki elim yakasında, hakkımı helal etmem. Afişin en üst kısmına büyük harflerle Küçük Ceylan yazıp, altına daha küçük yazlarla Türk tiyatronsun değerli oyuncularını meze yapan Allah’ın cezalarına öfkem hiçbir zaman dinmeyecek. Bu gün hala televizyon dizilerinde popçu soytarıların adının ilk sırada yer alıp, o muhteşem oyuncuları “Bunlarda var” türünden sıkıştıran zavallı zihniyet… Sonra efendim birde “eski Türk filmlerinin” tadı muhabbeti vardır, zaman zaman söyleşilerde konuşurlar. Bu cümleyi kuran adamaları al yanına, koy CD bir Hülya Koçyiğit Ediz Hun, Allah belamı versin on dakika sonra kaçarlar. Hangi tat yahu alanızı severseniz. Ediz Hun Aktör mü? Türker İnanoğlu’dan yapımcı, Ertuğrul Özkök Yalakasından gazeteci olan bir ülkede yaşamanın bütün bahtsızlığını iliklerime kadar hissediyorum vesselam…
Murat Demirci November 18 Ben Emin Çölaşan’a hiç üzülmedim…
Ben Emin Çölaşan’a hiç üzülmedim…
18.11.2007 saat 23.35 ank
Son 20 yılının 19 yıl 10 aynın tamamını Cinah Cad ile evi arasında yaşamış ufku dar ve tembel bir adamın böyle bir hazin sonu yaşamasını hiç yadırgamadım. “kovulduk ey halkım unutma bizi” bir kitap adı oldu, kitabın içinden bir alıntı veya dip not kaynak belirtilmeden yapılmış filan değil, kitabın adı düpedüz çalıntı. Zülfü Livaneli’nin bir şiiri ve bu kullanılırken arayıp izin alma gereksinimi bile duymamış. Şimdi bi bakalım Emin bey kovulur kovulmaz hemen 10 gün içinde filan bu kitap piyasaya çıktı. Bir kitap bu kadar kısa sürede ortaya çıkmaz. Bu hazırlık kovulmadan öncede vardı ve kovulmayı bekliyordu yayınlamak için. Bu bir öngörüdür. Peki Emin bey neden kovulmayı bekledi? İşte Emin beyin arkasından göz yaşı dökmememin en temel nedeni budur. Kovulana kadar beklemeyeceksin arkadaş. Hele senin gibi bir adam asla kovulmamalı. Senin bırakman için şartlar oluşmuş sen ne duruyorsun orda. Bir gazetecisin, tarafsız ve hiçbir çıkar gözetmeksizin kamu hizmeti görüyorsun, halkı aydınlatıyorsun, fakat bu arada seni yanlarlına çağırıp “şu şu konularla ilgili yazmayacaksın” diyorlar, sen mırın kırın ediyorsun, sonra odana geçip Melih Gökcek’den çıkartıyorsun hıncını. Ankara Türkiye’nin kaçta kaçıdır bilmiyorum, Melih Gökcek bu ülke insanın kaçta kaçını ilgilendiriyor onu da araştırmadım. Yahu adam bir şehrin belediye başkanı, Erzurum’da ki adamın umurunda mı Gökcek’in fiskiyeleri, sen daha ciddi haberler yapmak zorundaydın, mesela bu ülkenin en kirli en kokuşmuş ilişkiler ağı olan gurubunda çalışıyor olmandan rahatsızlık duyacaktın. Çoraplarını giyinip çıkacaktın Cinnah caddesinden, hiçbir gazete bulamasan da bir wep sitesi kurup kendi doğrularını yazmaya devam edecektin. Kıçına tekmeyi yedikten sonra bir hafta içinde oturup kitap yaz, Ertuğrul bana şöyle dedi, Aydın doğan beni şöyle azarladı ayıp be. Bütün bu pisliklere tanık oldun ve orda kovulana kadar kaldın, birde utanmadan bunları bir hafta içinde bir kitapta toplayıp halktan vefa bekliyorsun. Emin bey benim ergenlik dönemi yazarlarımdan dı, bir çok kitabını okudum, ergenlik diyorum çünkü o dönemlerde okuduğun her şey sana güzel gibi geliyor. Yıllar sonra anlıyorsun okuduğun bazı şeylerin gerçekte okumamış olsan da hiç bir şey kaybetmiş olacağını. Bu ülkede hakkında en çok hakaret davası açılan yazardır Emin bey, oysa onun kıvamında bir adam, öyle yazılar kaleme almalı ve seslendiği kişi öylesine incitmeli ki, hiçbir mahkeme bu yazıda kişilik haklarını ihlal yada hakaret görememeli, buna rağmen diş ağrısı gibi sızlatmalı muhatabını. Bu kurmacadan yoksun bir adam olduğu için, kendi içindeki öfkesini de bir nebze olsun dindirmeye yetmeyen yazılar çıkıyordu ortaya ve doğal olarak hakaret ediyordu. Hakaret şiddetin dışa vurum şeklidir. Kendini ifade etmekte güçlük çeken insanlarda ortaya çıkan bir reflekstir. Sözün kısası dostlar, emin beyin kıçına tekme yiyene kadar arsızca orda kalmaya devam etmiş olması, kıçının kıymetini bilmemesinden kaynaklanıyor…
Murat Demirci
|
|
|